İmrahor İlyas Bey Camii

İstanbul’daki, kısmen de olsa günümüze kadar ulaşan en eski dinî yapı olan İmrahor İlyas Bey Camii/Studios Manastırı, Doğu Roma imparatoru Leon Flavius I. zamanında, dönemin önde gelenlerinden ve 454 yılında Doğu Konsülü olan Studios tarafından, kendi arazisi üzerine ve kendi vakfına (typicon) kayıtlı olarak inşa edilir. İstanbul’un yedinci tepesinin deniz tarafındaki eteğine kurulan kilise, Vaftizci Yahya’ya (Prodromos Ioannes=Yol gösteren, önden giden Yahya) adanır. Ana nefi daha geniş olmak üzere, üç nefli bir plana sahip bu tür yapılar, “bazilika” olarak adlandırılır. Bazilikalar, Hristiyanlıkla birlikte Roma kilise mimarisinin vazgeçilmez bir unsuru olur. Studios Manastırı’nın iç alanı 25×24 m ebadındadır. Yapının batısındaki atrium (ortasında çeşme/phialesi olan bir avluya sahipti) ile birlikte V. yüzyıl mimarisinin özelliklerini gösterir. Beş kapılı ve üç bölümlü narteks (camilerdeki son cemaat mahallini andıran hazırlık bölümü) kısmından asıl ibâdet mekânına üç kapıyla geçilir. Yeşil breş mermerinden yedişer sütunla iki yan nef vücuda getirilmiştir. Kuzey sıradaki sütunlardan altısı sağlamdır ve bunlar iskele vasıtasıyla koruma altına alınmıştır. Sütun başlıkları dönemin üslubuna uygun korint düzenindedir. Bu başlıklar, bir zamanlar zengin süslemeli mermerden arşitravları taşımaktaydı. Yapının güneybatısında bulunan ve 24 sütunun taşıdığı beş nefli sarnıç, 1970 yılındaki yangında tahrip olmuştur. Kilise-caminin doğusunda, kare şeklinde bir yapı yer alır. Yapı, yandaki şapelin mahzenine (olasılıkla, manastıra ait Theotokos Şapeli’ne) aittir. Manastırın denize açılan kapısı olan Narlıkapı günümüze kadar ulaşmıştır. Ayrıca, manastıra ait tarlalar, bahçeler, bağlar, su değirmenleri, kayık iskelesi, atölye, mezarlık, Aziz Georgios’a adanan şapel (mezar+ibadet mekânı), deniz kenarında büyük bir yemekhane (trapeza) ile bir de itfaiye kuruluşu bulunmaktaydı.

Uykusuzların Manastırı

Boğazda bir manastırda bulunan ve Akomeitler denilen “uykusuzlar” keşiş grubu yapının inşasından sonra bu manastıra yerleştirilir. Latin, Grek ve Suriye kökenli bu insanlara “uykusuzlar” denilmesinin sebebi, gece-gündüz devamlı ibadet etmelerinden ötürüydü. Keşişler, geceleri dahi nöbetleşe dua ederlerdi. Ayrıca, keşişler arasında ikona ressamı, bezemeci (tezhip sanatçısı), şair, ilahi bestekârı ve hattatlar bulunmaktaydı. İkonoklazma (Tasvir kırıcılık) adı verilen dönemde, resmî otoriteye aykırı hareket ettikleri gerekçesiyle manastırdan uzaklaştırılmışlardır.

İkonoklazma Karşıtı Theodoros Studite

Theodoros Studites 798 yılında manastırın başına geçmiş, manastırı geliştirmiştir. Bu sırada büyük bir teoloji merkezine kavuşturduğu manastırda 700 civarında keşişin olduğu sanılmaktadır. İkonoklast imparator VI. Konstantinos (hk.780-797) tarafından Theodoros ve beraberindeki keşişler sürgüne gönderilirler. Theodoros Studites, imparator I. Mikael (hk. 811-813) döneminde sürgünden dönerek manastırın başına tekrardan geçmişse de bu kez imparator V. Leon (hk. 813-820) tarafından 818 yılında sürgüne, başka bir manastıra gönderilir. 826 yılında öldüğünde Adalar’a defnedilmiş, ikonoklazma dönemi sona erdikten sonra, 844 yılında naaşı Studios Kilisesi’ne getirilmiştir. Bu konu, 11. yüzyılda bir minyatürde konu olarak işlenmiştir.

Kiliseye Gömüldüğü Söylenen Şehzade

Kiliseye çeşitli dönemlerde bazı gömüler yapılır. 627’de ölen asilzâde Bonus, Studios’a defnedilir. Ayrıca, Anamurlu Aziz Blaise (916-940), Studites’in akrabaları Platon ve onun kardeşi ile Naucratius ve Nicholas da buraya gömülür. Aşıkpaşazâde ve Oruç Bey tarihlerinde Dukas’a atfen verilen bir bilgiye göre, İstanbul’da rehin tutulan Yıldırım Bayezid’in oğlu ve Osmanlı şehzadesi Kasım Çelebi, 1417 yılındaki veba salgınında ölünce mermer bir lahit içinde 6 Eylül 1387’de kapının iç kısmına gömülmüştür.

Latin İstilasında Yapılan Yağma

1204 yılında İstanbul’u işgal eden Haçlılar, yapının değerli eşyasını ve kütüphanesini yağmalarlar. Vaftizci Yahya’ya ait olduğuna inanılan baş röliği Walon de Sarton tarafından Amiens’e götürülür. Vaftizci Yahya’nın kafatası ile yine ona ait olduğuna inanılan bir iskeletin göğüs kısmı, parmağı ve dişi yüzyıllarca bu kilisede saklanmaktaydı. Aynı zamanda bu manastırda Vaftizci Yahya rölikleri dışında 12. yüzyılda buraya getirilen babası Zekeriya Peygamberin rölikleri de muhafaza edilmekteydi.

Osmanlı Döneminde Cami

Caminin Vakıflar Genel Müdürlüğünde bulunan ve H. 910/M. 1504 tarihini taşıyan Arapça Vakfiyesi, Mirahur İlyas Bey bin Abdullah adınadır. Kendisi, II. Bayezid’in has atlarından sorumlu kişiydi. Vakfiyede, “İstanbul’da Kule kurbünde latif bir mescidi cami inşa ve tahkim etti” denilerek mevcut yapıdan bahsedilmektedir. Ayrıca karşısında bir mektep (beyti tâlim) inşa ettirdiği, üç taraftan vakfın mülküyle çevrili bir yer odasının (bodrum, yani sarnıç) akar olarak vakfa tahsis edildiği kayıtlıdır. Tekke olarak da kullanıldığı bilinen yapının H. 950/1543 tarihli vakıf kaydında mütevelli olarak “Devlet Han” adı geçmektedir. Zaviyenin şeyhleri, caminin avlusundaki hazirede metfundur. İstanbul’un fethini müteakip kilise ve manastır yapısının durumu belli değildir. Ancak II. Bayezid döneminde (1481-1512) İmrahor İlyas Bey tarafından camiye dönüştürüldüğü bilinmektedir. XVI. yüzyılın başında Topkapı Sarayı’ndaki bir köşkün inşaatı için manastır, taş ocağı olarak kullanılır. 1782 yılında meydana gelen yangında zarar gören cami, 1820’de onarılır. Yangın sonrasında yapılmış ve yapıyı yarı yıkık gösteren Gouffier’e ait gravür son derece önemlidir. Cami bu sefer de 1894 depreminde zarar görür. 1911 yılında yoğun kar yağışı nedeniyle çatısı çöker ve bir daha onarılmaz. Ardından, narteksinin sol kısmı bir duvar vasıtasıyla kapatılarak mescide çevrilir ve bir de minyatür minber konularak namaz kılınmaya başlanır. 5×4 m’lik bu alan 50 yıl kadar mescit olarak hizmet eder. Ancak yaklaşık 120 yıldan beridir kapsamlı bir konsolidasyon veya restorasyon yapılmadığından yapı, üst örtüden yoksun bir vaziyette günümüze ulaşmıştır. Yapı camiye çevrilirken eklenen minare ve mihrap, Osmanlı döneminin önemli birer eki olup minare şerefeye kadar sağlam olarak günümüze ulaşmıştır. XI. yüzyıldan kalma döşeme mozaikleri, Geç Roma özelliğini yansıtan plastik ögelerle birlikte İstanbul’un eski yapıları arasında özel bir yere sahiptir.

Döşeme Mozaikleri

1908-1909’da Rus Arkeoloji Enstitüsü tarafından B. A. Panchenko öncülüğünde bir arkeolojik kazı yapılır ve apsis (mihrap) bölümünün ön kısmında kripta denilen bir mezar odası çıkarılır. Burada bulunan bir mozaik parçasında Hz. Meryem’e ait olduğu düşünülen bir betim Atina’ya götürülmüştür. Çalışmalar esnasında ortaya çıkarılan ve bir kısmı oldukça harap durumda olan yer döşemesi mozaikler ise çimento kullanılarak korunmak istenmiş, bu sayede mozaiklerin günümüze kadar ulaşması sağlanmıştır. Opus Sectile denilen teknikle yapılan mozaikler, renkli taş veya mermer parçalarının küp biçiminde kesilmesi ve bunların figure, süsleme vs oluşturacak şekilde iç içe monte edilmesiyle elde edilmektedir. Motifler, antrolak denilen büyük dairelerin iç içe geçmesinden oluşmaktadır. Bunun yanında çeşitli hayvan motiflerine ve bazı mitolojik sahnelere de yer verilmektedir. Söz konusu mozaiklerde şu ana kadar av sahnesi ve griffon gibi birkaç mitolojik figür tespit edilebilmiştir. 1402 yılında yapıyı ziyaret eden Ruy de Gonzales tavan ve duvarların mozaiklerle kaplı olduğunu kayıt olarak düşmüştür. Narteks döşemesinde de mozaik kullanılmıştı. Apsis duvarında ise İsa ve Meryem’e ait tasvirlerin bulunduğunu seyyahlar sayesinde biliyoruz.

Müzeye Çevrilişi

İmrahor İlyas Bey Camii, 05.12.1945 tarihli 3/3373 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile müze olarak ilan edilmiş ve Maarif Vekâletine bağlanmıştır.

Fatih Belediyesi. (2021–08-16). YEDİKULE’DE İMRAHOR İLYAS BEY CAMİİ – Yeditepe Fatih. Fatih Belediyesi Başkanlığı. Erişim Tarihi 1 Aralık, 2021, Erişim Adresi https://yeditepefatih.com/2021/temmuz-agustos-eylul/yedikulede-imrahor-ilyas-bey-camii/